Yaşlanma korkusunu kırışıklıklardan fazlası besliyor!

Yaşlanma korkusunu kırışıklıklardan fazlası besliyor!
Yazı Özetini Göster

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Yasemin Yalçın, yaşlanma korkusunun psikolojik temelleri hakkında açıklamalarda bulundu.

Yaşlanma korkusunun temelinde, sevilmeyeceği ve değer görmeyeceği inancı yatıyor!

Yaşlanma sürecinde zaman zaman üzülmenin, bedendeki değişimlerden endişe duymanın ya da ‘zaman ne çabuk geçiyor’ diye düşünmenin son derece doğal olduğunu ifade eden Klinik Psikolog Yasemin Yalçın, “Çünkü yaşlanmak, insana zamanın sınırlı olduğunu hatırlatır. Ancak bu kaygı, kişinin yaşamını yönetmeye başladığında psikolojik bir soruna dönüşebilir.” dedi.

“Sürekli aynaya bakmak, yeni oluşan bir çizgi ya da kırışıklık nedeniyle yoğun kaygı yaşamak, yaşını söylemekten kaçınmak, fotoğraf çektirmek istememek ya da genç görünmek için yaşamının büyük bölümünü estetik uygulamalar araştırarak geçirmek, artık yalnızca yaşlanmayı sevmemekten öte bir duruma işaret edebilir.” diyen Yalçın, “Bu noktada asıl sorgulanması gereken soru şudur; ‘Kişi gerçekten yaşlanmaktan mı korkuyor, yoksa yaşlandığında artık sevilmeyeceğine, beğenilmeyeceğine ya da değer görmeyeceğine mi inanıyor?’ Çoğu zaman psikolojik süreçlerin temelinde bu düşünceler yer alır.” diye konuştu. 

Yaşlanma korkusunu belirleyen yaş değil, yaşlanmaya yüklenen anlam!

İnsanların yaşlanmanın kendisine değil, ona yükledikleri anlama tepki verdiklerine işaret eden Yalçın, “Bazıları için yaş almak; olgunlaşmak, deneyim kazanmak ve kendini daha iyi tanımak anlamına gelirken, bazıları için güzelliğin, çekiciliğin, üretkenliğin ya da toplumsal değerinin azalması demektir.” dedi.

Öz değerini yıllarca gençlik, fiziksel görünüm, başarı veya başkalarının onayı üzerine kurmuş kişilerde yaşlanmanın daha tehdit edici algılanabileceğini aktaran Yalçın, “Çünkü bu durumda yaşlanma yalnızca bedensel bir değişim değil, kişinin kimlik algısını da sarsan bir süreç haline gelir.” ifadesini kullandı.

Yalnızca başkalarının değil, filtrelenmiş kendi görüntümüzün de etkisi altında kalıyoruz!

Sosyal medyanın, özellikle idealize edilmiş güzellik standartlarını sürekli göz önünde bulundurduğu için yaşlanma kaygısını artırabildiğine dikkat çeken Yalçın, şunları söyledi:

“Araştırmalar ve meta analizler, görünüm odaklı sosyal medya içeriklerinin beden memnuniyetini olumsuz etkilediğini gösteriyor.

Eskiden insanlar kendilerini yalnızca çevrelerindeki sınırlı sayıdaki kişiyle kıyaslarken, bugün yüzlerce filtrelenmiş görüntüyle karşılaştırıyor. Üstelik artık yalnızca başkalarının değil, filtrelenmiş kendi görüntümüzün de etkisi altında kalıyoruz. Kırışıklıkları, gözenekleri ve cilt kusurlarını dijital olarak silmeye alışan kişiler, filtre kapandığında gerçek yüzlerini kusurlu algılamaya başlayabiliyor. Böylece filtreler yalnızca görüntüyü değil, normal kabul edilen görünüm algısını da değiştirebiliyor.”

Yaşlanma korkusu yalnızca ölüm korkusuna indirgenemez!

Yaşlanma kaygısı ile ölüm kaygısı arasında güçlü bir ilişki bulunsa da, yaşlanma korkusunu yalnızca ölüm korkusuna indirgemenin doğru olmadığını vurgulayan Yasemin Yalçın, “Çünkü çoğu zaman kişiyi kaygılandıran ölümün kendisi değil, ölümden önce yaşanacağı düşünülen kayıplardır.” dedi.

Sağlığını kaybetme, bağımsızlığını yitirme, fiziksel çekiciliğinin azalması, eşi tarafından artık istenmeyeceğini düşünme ya da toplum tarafından görünmez hale geleceği inançlarının bu korkuların başında geldiğini dile getiren Yalçın, bu nedenle yaşlanma korkusunun, çoğu zaman farklı kayıp korkularının birleşiminden oluştuğunu söyledi.

Orta yaşta kaygıyı artıran yalnızca kırışıklıklar değil, yaşam muhasebesidir!

Otuzlu ve kırklı yaşlarda yaşlanma hissinin daha belirgin hale gelebildiğini vurgulayan Yalçın, “İlk beyaz saçlar, kırışıklıklar ve metabolizmadaki değişimler zamanın geçişini somutlaştırır.” dedi. 

Ancak bu dönemde yaşanan kaygının yalnızca fiziksel değişimlerle ilgili olmadığına değinen Yalçın, “Birçok kişi bu yaşlarda geçmişine dönüp hayatını değerlendirmeye başlar. ‘Hayal ettiğim yaşamı yaşayabildim mi?’, ‘Yanlış seçimler mi yaptım?’, ‘İstediğim ilişkiyi kurabildim mi?’, ‘Hayatım böyle mi devam edecek?’ gibi sorgulamalar yaşlanma kaygısına eşlik edebilir. Bu nedenle orta yaş krizini yalnızca estetik kaygılar üzerinden değerlendirmek eksik kalacaktır.” şeklinde konuştu.

Art arda yapılan estetik uygulamalar kaygının belirtisi olabilir!

Bir kişinin görünümünde hoşlanmadığı bir noktayı değiştirmek istemesinin tek başına psikolojik bir sorun olmadığını ifade eden Yasemin Yalçın, şöyle devam etti:

“Önemli olan, yapılan işlemin kaygıyı gerçekten azaltıp azaltmadığıdır. Kişi ‘burnumu yaptırırsam rahatlayacağım’ diye düşünüp operasyon sonrasında bu kez göz altı, çene, kırışıklık veya başka bölgelerle yoğun şekilde meşgul olmaya başlıyorsa, estetik artık özgür bir tercihten çok kaygıyı yönetme aracı haline gelmiş olabilir.

Özellikle beden dismorfik bozukluğunda kişiler, başkalarının fark etmediği ya da çok az fark ettiği görünüm kusurlarıyla yoğun biçimde uğraşabilir. Bu nedenle kozmetik işlemler çoğu zaman kalıcı psikolojik rahatlama sağlamaz.”

Yaşlanma korkusu, bazı kişilerde mevcut anksiyeteyi besleyebilir!

Yoğun yaşlanma korkusunun, depresyon ve anksiyete belirtileriyle birlikte görülebileceği bilgisini paylaşan Yalçın, “Ancak yaşlanma korkusunun doğrudan panik atağa neden olduğunu söylemek doğru değildir.” dedi.

Yalçın, “Kişi sürekli ‘hasta olacağım’, ‘kontrolü kaybedeceğim’, ‘artık güzel değilim’ ya da ‘öleceğim’ gibi düşünceler etrafında zihinsel olarak dönüp duruyorsa, bu durum mevcut kaygı bozukluklarını besleyebilir. Bazı kişilerde yaşlanma, aslında var olan genel anksiyetenin üzerine yerleşen bir tema haline gelir.” açıklamasını yaptı.

Sürekli kusur aramak ve aynaya bakmak psikolojik değerlendirme gerektirebilir!

Genç görünme isteğinin klinik açıdan değerlendirilmesi için zihinsel meşguliyet, yoğun sıkıntı ve işlev kaybının önemli ölçütler olduğunu kaydeden Yasemin Yalçın, “Sabah uyanır uyanmaz aynaya bakmak, fotoğrafları sürekli büyüterek kusur aramak, çevresindekilere sık sık ‘Çok yaşlı mı görünüyorum?’ diye sormak, görünümü nedeniyle sosyal ortamlardan kaçınmak ya da yoğun utanç hissetmek profesyonel değerlendirme gerektirebilir.” dedi.

Yalçın, beden dismorfik bozukluğunda ise görünümle aşırı uğraşma, aynayı sürekli kontrol etme ya da tam tersine aynadan tamamen kaçınma gibi davranışlar görülebileceğini dile getirdi.

Yaşlanma kaygısının içinde çoğu zaman ayrılık ve kayıp korkusu da bulunur!

Çocuk sahibi olmanın, kişinin kendi yaşam döngüsünü daha belirgin şekilde fark etmesine neden olabileceğini belirten Yalçın, “‘Artık bir çocuğun annesi ya da babasıyım’ düşüncesi zamanın ilerlediğini daha görünür hale getirir.” dedi.

Benzer şekilde ebeveynlerin yaşlanmasının da güçlü bir tetikleyici olabileceğini aktaran Yalçın, “Çocuklukta güçlü ve değişmez olarak algılanan anne ve babanın yaşlandığını görmek, yalnızca onların değil kişinin de yaşlandığını ve bir gün onları kaybedebileceğini hatırlatır. Bu nedenle yaşlanma kaygısının içinde çoğu zaman ayrılık ve kayıp korkusu da bulunur.” diye konuştu.

Psikolojik dayanıklılık, değişen bedene rağmen kişinin kendilik değerini koruyabilmesidir!

“Yaşlanmayı sağlıklı şekilde kabul eden kişiler, yaşlanmayı sevdikleri için değil; hayatı yalnızca kayıplardan ibaret görmedikleri için bu süreci daha rahat yaşayabilirler.” diyen Yalçın, “Kimliklerini yalnızca gençlik, güzellik ya da dış görünüm üzerine kurmazlar. İlişkilerini sürdürür, üretmeye devam eder, yeni ilgi alanları geliştirir ve yaşamlarına anlam katacak yeni roller üstlenebilirler. Psikolojik dayanıklılık, değişen bedene rağmen kişinin kendilik değerini koruyabilmesidir.” ifadelerini kullandı.

Sürekli ‘genç görün’ mesajı, yaşlanmayı doğal bir yaşam evresi olmaktan çıkarabilir!

Yapay zekâ destekli estetik teknolojileri ve dijital gençleştirme uygulamalarının gelecekte yaşlanma kaygısını artırabilecek önemli etkenler arasında görüldüğüne dikkat çeken Klinik Psikolog Yasemin Yalçın, “Teknolojinin insanların daha sağlıklı yaşamasına katkı sağlaması elbette değerlidir. Ancak kültür sürekli ‘yaşlanma’, ‘çizgilerini sil’, ‘on yaş genç görün’ mesajı verirse, yaşlanma doğal bir yaşam evresi olmaktan çıkarak düzeltilmesi gereken bir kusur gibi algılanabilir.” uyarısında bulundu.

Yapay zekâ sayesinde insanların kendi yüzlerinin yıllar önceki hâlini saniyeler içinde görebildiği bir dünyada, gerçek görünümlerine karşı toleranslarının azalmasının mümkün olduğuna işaret eden Yalçın, sözlerini şöyle tamamladı:

“Bu teknolojilerin uzun vadeli psikolojik etkileri konusunda henüz kesin yargılara varmak için erken olsa da, belirleyici olan teknolojinin kendisinden çok topluma verilen mesaj olacaktır. Asıl önemli soru, ‘daha uzun ve sağlıklı yaşa’ mı denileceği, yoksa ‘asla yaşlanma’ anlayışının mı teşvik edileceğidir. Çünkü psikolojik açıdan bu iki yaklaşım arasında büyük fark vardır.”

 

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Bir Yorum Yazın

Benzer Yazılar