Türkiye Çelik Sektörünün Geleceği Karbonsuzlaşma Hızına Bağlı

Türkiye Çelik Sektörünün Geleceği Karbonsuzlaşma Hızına Bağlı
Yazı Özetini Göster

Dünyada demir-çelik sektörü, 2030 karbonsuzlaşma hedeflerine yaklaşılırken kritik bir dönemece girdi. Düşük karbonlu demir-çelik üretimi oldukça yavaş seyrediyor, fosil yakıta dayalı yatırımlar hala sektörde yüksek oranda. Çelik sektörünün Paris Anlaşması hedeflerine ulaşabilmesi için kömür bazlı üretim yöntemlerinden hızlı şekilde uzaklaşılması ve düşük karbonlu teknolojilere daha güçlü yatırım yapılması gerekiyor. 

Global Energy Monitor (GEM)’ün, bu yıl altıncısını yayınlandığı çelik sektörüne ilişkin raporunda 91 ülkedeki 1.293 demir-çelik tesisi incelendi. Raporda, düşük karbonlu çelik üretiminde istenilen düzeye ulaşılamadığı vurgulandı. 

Rapora göre, çelik sektöründeki emisyonların yaklaşık yüzde 88’i kömür bazlı üretimden kaynaklanırken; sektörün küresel CO₂ emisyonlarının ise yaklaşık yüzde 11’inden sorumlu olduğu vurgulanıyor. Bu nedenle, dünyanın net sıfır emisyon hedefine ulaşabilmesi için düşük emisyonlu teknolojilere yapılacak yatırımlar kritik önem taşıyor. Ancak daha az sera gazı emisyonuna neden olan çelik üretim kapasitesinin toplam içindeki payı son bir yılda sınırlı ölçüde arttı. Fosil girdilere dayanmayan demir üretimine yönelik ilerleme de oldukça yavaş seyrediyor.

Yatırımlar Düşük Karbonlu Teknolojiye Yönelmeli

 İstanbul Politikalar Merkezi Araştırmacısı Dursun Baş, mevcut karbon yoğun yatırımların devam etmesi durumunda çelik sektörünün hem küresel hem de ulusal iklim hedeflerine ulaşmasının pek mümkün görünmediğini söyledi. 

Raporda, Türkiye’nin de dahil olduğu 91 ülkedeki 1.293 demir-çelik tesisi incelendi. 2025 itibarıyla 2 milyar tonluk küresel ham çelik üretiminin yarısından fazlası tek başına Çin’e ait. ABD ve Türkiye hurdaya dayalı elektrik ark ocağı (EAF) teknolojisi ile üretimde öne çıkarken diğer büyük üreticilerin çoğunda kömüre dayalı demir cevherinden üretim (BF-BOF) hakim; Hindistan ise yeni kömür bazlı üretim yatırımlarında liste başında geliyor.
 Sektörün dönüşümünün önündeki en büyük engellerden biri yeni kömür bazlı çelik üretimi yatırımları ve yüksek fırınların ömrünü uzatmaya yönelik yenileme (relining) planları. Almanya, Japonya, Güney Kore ve Çin’de emisyon ticaret sistemi (ETS) ve mevcut en iyi tekniklerin (MET) uygulama mevzuatı hayata geçirilmiş durumda. MET’lerin yaygınlaşması, hurda bazlı çelik üretimi ile yeşil hidrojen kullanılarak üretilen DRI (doğrudan indirgenmiş demir) temelli birincil çelik üretimi, düşük emisyonlu çelik üretimi için ticari olarak en erişilebilir yöntemler olarak tanımlanıyor.

Türkiye ise özellikle entegre tesislerde geciken dönüşüm nedeniyle ve sanayide karbonsuzlaşma finansmanı düzenlemelerinde geride kalıyor.
Türkiye’de Çelik Tesisleri Emisyon Azaltım Potansiyeline Sahip

 Baş, Türkiye’de ham çelik üreten 40’tan fazla tesisin, 2021’de yaklaşık 40 milyon ton sera gazı saldığını, bunun ülke genelindeki toplam emisyonların yüzde 10’una denk geldiğini belirtti. 

Üretimin yüzde 70’ten fazlası sera gazları açısından nispeten daha ‘temiz’ sayılan hurdaya dayalı elektrik ark ocaklı tesislerde yapıldığını ifade eden Baş, bu tesislerin yenilenebilir enerji yatırımları artış göstermesine karşın kullandıkları elektriğin hala büyük ölçüde ithal kömüre dayandığını vurguluyor. Sera gazı emisyonlarının yüzde 65’inden sorumlu olan demir cevherinden üretim yapan entegre tesislerde (3 adet) ise henüz somut bir dönüşüm yatırımı yok. 

Baş: “Kapasite fazlası olan ürün gruplarında yatırımlar da artıyor. Çevresel etki değerlendirmesi raporu onayı alan her yatırımcı, kapasite fazlası olan ürün gruplarında bile istediği yerde üretime girebiliyor ya da mevcut kapasitesini genişletebiliyor. Bu durum sera gazı emisyonlarını artırmakla beraber çevre ve halk sağlığı için de büyük maliyetler barındırıyor. Ayrıca, verimlilik yatırımları yapılsa bile çelik üretimindeki artış, -sektörün sera gazlarını sınırlayan olan bir mevzuat olmadığı için- sektörün kirlilik ve sera gazı emisyonu faturasını kabartmaya devam edebilir.”

Türkiye’deki çelik tesislerinde büyük bir sera gazı emisyonu azaltım potansiyeli olduğuna dikkat çeken Baş, “Bu tesislerde malzeme ve enerji verimliliği, metalurjik optimizasyon, dijitalleşme, yenilenebilir enerjiye geçiş ve iyi mühendislik uygulamalarıyla sağlanabilecek emisyon azaltım potansiyeli oldukça yüksek. Ne var ki 2030’a kadar bu potansiyelin hayata geçirilebilmesi, bağlayıcı bir düzenleyici çerçeveyi, etkin denetim mekanizmalarını ve güçlü bir kamusal iradeyi gerektiriyor. Ayrıca hem entegre hem de ark ocaklı tesislerdeki üretim artışının sürmesiyle birlikte 40 milyon tonluk üretim ve emisyon zirvesinin önümüzdeki yıllarda daha da yükselmesi bekleniyor. Verimlilik ve enerji dönüşümü yatırımları hayata geçirilse bile üretim kapasitesindeki hızlı büyüme, sektörün toplam emisyonlarını artırmaya devam edebilir” dedi. 

Baş, üretim kapasitesi planlaması ve elektrik ark ocaklarında yenilenebilir enerji kullanımını, çelik sektöründe kısa vadeli emisyon azaltımı için en erişilebilir yollar olarak değerlendirdi; bu hedeflere ulaşmak için enerji ve sanayi politikalarının eş güdümlü biçimde kurgulanması gerektiğini de sözlerine ekledi.

Sektörün Karbonsuzlaşması için Bağlayıcı Ulusal Plan Gerekiyor

İstanbul Politikalar Merkezi’nin yayınladığı Türkiye Çelik Sektörünün Karbonsuzlaşması Politika ve Aktör Analizi raporunda da, sektörün karbonsuzlaşmasına yönelik önerilere yer verdiklerini söyleyen Baş, sözlerini şöyle sürdürdü: “Çelik sektörünün stratejik ve ekonomik önemi tartışmasız. Ancak bu önem atfı, kimi bölgelerdeki/tesislerdeki çevresel ve toplumsal maliyetleri görmezden gelmek için bir kalkan olarak kullanılmamalı. Gerçek dönüşüm için, 2053’e ertelenmiş hedefler yerine 2030-2035 yılları için sektörel bağlayıcı hedefler konması, sera gazı ve endüstriyel kirleticiler için kamuya açık bir izin-bilgi-denetim sistemi ve çelik sektörü özelinde bir üretim planlaması şart.”

 

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Bir Yorum Yazın

Benzer Yazılar